Elçin Sevgi Suçin

She was born in Denizli. She graduated from International Relations Department. She received training in Great Britain on Project management. She is currently working as a Project Expert. Her poems and short stories appeared in literary magazines such as Son Duvar, Kurgan, Şiirden, Duvar, Türk Dili, Hece, Dünyanın Öyküsü, Hece Öykü, Öykülem, Absent and Sincan İstasyonu. Her published books are as follows: Büyüklere Şiirler Büyüleyen Hayatlar (Poems for the Giants and Enchanting Lives; Kurgan Publishing, 2012), Aşktan ve Savaştan Başka Nedir ki Hatırlanan? (Nothing is Left to Remember Except Love and War; Kırmızı Publishing, 2015).

Elçin Sevgi Suçin

swearwords for tameness

Translated by Mesut Şenol

I

devastation could not hold the bolt anymore
plastering of the days are falling off

women nurture anxiety and fear
in front of a window
like growing geranium and carnation in vases

this glee cannot survive till the evening
this love we stole from fowl hearts
this game like ripping it from a lion’s heart
that we wrench from the grip of fear

II

everything unidentified will be in a void
so will the children who are not named
that is why they die first
in all wars

i think of these
as an evening full of mist besieges the city
and while cold steel claws of the cold makes
the defenseless hearts of the children bleed

III

my inner voice says “we are tamed”
“we are used to carrying the pain on our back”

i am looking at the streets
and the humans engulfed by the streets
i am looking at the streaming neon lights
and at the craves born by the lights

let me have a name
then i could name the geography surrounding me
i would like to write to the lights succumbing all eyes
and i wish to build a road out of this
a bridge out of this: bringing people closer to one another

maybe then the walls could collapse
and we may meet at the script of the pain and mercy
out of this, a sound comes out
a tomorrow out of this
in all names, the light of goodness can spread

and children would not die, as they were called on by name.

Elçin Sevgi Suçin

evcilliğe sövgü

I

yıkım sürgü tutmuyor artık
günlerin sıvaları dökülüyor

endişe ve korku büyütüyor kadınlar
pencere önlerinde
sardunya ve karanfil büyütür gibi saksılarda

bu sevinç akşama çıkmaz
bu sevda kuş yüreklerinden aşırdığımız
bu oyun bir aslanın yüreğinden söker gibi
korkunun ellerinden çekip aldığımız

II

tanımlanmamış her şey boşlukta kalır
ad verilmemiş çocuklar da
bu yüzden önce onlar ölürler
bütün savaşlarda

bunları düşünüyorum
sis dolu bir akşam kuşatırken şehri
ve kanatırken soğuğun çelik tırnakları
çocukların korunmasız kalplerini

III

“evcilleştik” diyor iç sesim
“alıştık acıyı sırtımızda taşımaya”

caddelere bakıyorum
ve caddelerin kuşattığı insanlara
neon ışıklarına bakıyorum oluk oluk akan
ışığın doğurmakta olduğu arzulara

bana bir ad verin
ki ad vereyim beni kuşatan coğrafyaya
böyle yazmak istiyorum bütün gözleri yutan ışıklara
ve bundan bir yol yapmak istiyorum
bundan bir köprü: insanı insana ulaştıran

belki o zaman yıkılır duvarlar
ve buluşuruz acının ve merhametin alfabesinde
bundan bir ses çıkar
bundan bir yarın
yayılır iyiliğin ışığı bütün adlarda

ve ölmez çocuklar, adlarıyla çağrılınca.

Elçin Sevgi Suçin

albatross

Translated by Mesut Şenol

i am weaving my interior atlas
threading it with poetry

for finding
and looking at
the heart’s housing

and to give it a name
every morning and evening
hide the word
on the face i see in mirrors without a tain

keep it and multiply it on the face of the stone
everybody can get lost
so can we

then we embrace
the light of a moon covered with ash
and the desolateness of the desert
like a prophet clinging to the rope
of god

hey ankara
hey the pale face city
of my disappearance and lunacy

i am weaving you as well
in the unknown ocean
with a nebulous name

to know it
and to celebrate

to return
and to see once more my reflection

it is maybe here
for sure here
by shaking off the dust of the word
i have to mention rimbaud
with his ashy and serene glance
reflected on the waters of marseilles

i have to watch
the traces carved by the dagger of poetry
like a cutting on the face of an atlas

and i too have to see
at a moment during a voyage
the skies cracking by a lightning and splitting
or the sun in a bloody mass
with its sprawling its glitter out to the purple clots

ah whose orphan i am
baudelaire do not be quite and you tell me
with my eyes gouged out
between the sky and the sand

who i am looking for
a seed of date inside my mouth

identify me as well for an albatross.

Elçin Sevgi Suçin

***********************************************************************************
albatros

içimin atlasını dokuyorum
şiirin ipiyle

bulmak için
ve bakmak için
kalbin evine

ve bir ad verebilmek için
sabah akşam
sırrı yitmiş aynalarda gördüğüm yüze
kelimeyi sakla

sakla ve çoğalt taşın yüzünde
herkes kaybolabilir
kaybolabiliriz biz de

o zaman ışığıyla
külle kaplı bir ayın
ve ümitsizliğiyle çölün sarılırız
sarıldığı gibi bir peygamberin
allah’ın ipine

ey ankara
ey yitikliğimin ve deliliğimin
soluk yüzlü kenti

seni de dokuyorum
bilinmeyen bir okyanusa
belli belirsiz bir adla

bilmek için
anmak için
dönmek için
ve görmek için yansımamı bir daha

belki de burada
ille de burada
silkeleyip kelimenin tozunu
anmalıyım rimbaud’u
marsilya’nın sularına yansıyan
solgun ve dingin bakışlarıyla

izlemeliyim
atlasın yüzüne bir kesik gibi
şiirin hançeriyle çizdiği izleri

ve görmeliyim ben de
bir yolculuk anında
şimşekle çatlayıp yarılan gökleri
ya da güneşi kanlı bir ayinde
serilmiş parıltılarıyla mor pıhtılara

ah kimin yetimiyim ben
baudelaire susma sen söyle
gök ve kum arasında
oyulmuş gözlerimle

kimi arıyorum
ağzımda bir hurma çekirdeği

tanımla beni de bir albatrosta.

Elçin Sevgi Suçin

**********************************************************************************************

remind me of myself

Translated by Mesut Şenol

i feel cold
this vacuum expanding in the mirror of the words makes my eyes sore

your feature i look at but i cannot see
makes my own being diminished
and like a sun fallen from its sky, gradually turning more crimson and hotter
i am alienating myself, hold my hands

remind me of yourself
actually, what was life
other than a life walking on the road of a woman’s vagina

was it sorrow piled up
in the chambers of soul
or else is it a looting of one lip in the field of my skin
maybe it is a bleeding heart of a soldier towards the moon
in the lands with unknown content, of a country he is not aware of

i feel cold
come on, remind me of myself!

your hands – which are the lancet of my existence and my words
do not pity! remove the shells of my sentences
otherwise i will forget about, whose lines are these,
and in broad daylight at the center of hamburg, is it me with elongating fingers
and with my hands forked out from a womb

remind me of yourself
identify! your lips stretching like a bleeding sky all the time
killing me and bringing me to life with the kisses
which dig the field of my soul in the nights i don’t know

remind me! otherwise i will disappear
in this relentless vacuum of the word and the line

Elçin Sevgi Suçin

******************************************************************************************
bana kendimi hatırlat

üşüyorum
sözlerin aynasında çoğalan bu boşluk acıtıyor gözlerimi

baktığım ama göremediğim yanın
eksiltiyor beni kendimden
ve göğünden düşmüş güneş gibi giderek daha kızıl ve sıcak
yabancılaşıyorum kendime, tut ellerimden

bana kendini hatırlat
sahi, neydi hayat
bir kadının döl yolundan yürüyen candan başka

biriken bir hüzün müydü
odalarında ruhun
yoksa talanı mı bir dudağın tenimin tarlasında
kanayan kalbidir belki bir askerin aya karşı
hiç bilmediği bir ülkenin bilmem ne içerikli topraklarında

üşüyorum
durma, bana kendimi hatırlat!

senin ellerin -ki onlar neşteridir varlığımın ve sözlerimin
acıma! kaldır kabuklarını cümlelerimin
yoksa unutacağım, bu çizgiler kimin
ve bir rahimden sökülmüş ellerimle güpegündüz ortasında hamburg’un
parmakları uzayan bu insan ben miyim?

bana kendini hatırlat
tanımla! kanayan bir gök gibi uzayan dudaklarını sabah akşam
ve ruhumun tarlasını deşen öpücüklerle
öldüren ve dirilten beni bilmediğim gecelerde

yoksa yiteceğim sözün ve çizginin bu amansız boşluğunda

Elçin Sevgi Suçin

*******************************************************************************************
Erinnere mich an mich
Translated into German by Alev Baş

Ich friere,
diese Leere wachsend im Spiegel der Worte schmerzt in meinen Augen.

Deine Seite, gesucht und nicht gefunden,
nimmt mir etwas von mir selbst
und wie eine vom Himmel gefallene Sonne, tiefrot nun und heiss,
werde ich mir fremd, halte meine Hand.

Erinnere mich an dich,
ja – was nur war denn Leben
ausser Existenz, in Bewegung in den Eileitern der Frau?

War es eine zunehmende Traurigkeit
in Seelenzimmern?
Oder die Lippenplünderung auf den Feldern meiner Haut?
Vielleicht ist es das blutende Herz eines Soldaten gen Mond?
In völlig unbekanntem Land, mit Erde voll wer weiss schon was.

Ich friere,
nur zu, erinnere mich an mich selbst!

Deine Hände – sie sind meiner Existenz, meiner Worte Schneide,
hab kein Erbarmen! Entferne die Hülsen meiner Sätze,
sonst vergesse ich. Wessen Spuren sind das?
Bin ich dieser Mensch mit wachsenden Fingern,
mit Händen, losgerissen aus einem Mutterleib, mitten in Hamburg bei hellichtem Tag?

Erinnere mich an dich,
definiere! Tagein tagaus deine Lippen sich streckend wie ein blutender Himmel,
und mit Küssen, die meine Seelenfelder niederstechen,
töten und wieder zum Leben erwecken in mir unbekannten Nächten.

Erinnere! Sonst bin ich verloren
in dieser unbarmherzigen Leere von Wort und Streif.

SHARE

LEAVE A REPLY